Bırak Onları Sen Uç Gönlünce

Bırak Onları Sen Uç Gönlünce

Amatör Yazılar (: Yazılarıma yorum veya eleştiri yazarsanız çok sevinirim...Herkese bol Bloglu günler xD

Aşk, Sevmek ve Acı Üzerine

11/9/2009
Kategori: Denemeler

Aşk, Sevmek ve Acı Üzerine

Sevmek, bir insanı sevmek… Sevmek ah ne güzel bir duygudur; o kalplere aşina… Ama bir diğer fasılda ise acı koklar yüreği insanın. Ah ne yazık!

Hani denir ya; “ Aşk bende avuç içi tırnak yarası” aynen öyledir işte…

Aşk duymak veya birine sevgi beslemek kalpten, nasıl kelimelere sığmayacaksa, keza ardında kalan bir avuç acıda anlatılmayacaktır. Evet, bir avuçtur… Aşk ve sevgi gibi sonsuz bir anlamı yoktur. Ama onu da aşikâr olarak tatmak, yüreğimizde hafif hafif hissetmek gerekir. Aynı ılık bir havada bedenini titreten ve saçlarını hafifçe savuran rüzgârlar misali…

Ve bizim yüreğimiz, aşk ve onun iyi dostu sevgi ile coşup, o heyecan bittikten sonra arda kalan bir duble acı ile deniz gibi dalgalanmaya, arada coşmaya devam ederken, gün gelip denizin de yaptığı gibi durulmayı da bilmelidir.

 

7:37/23 Ağustos 2009

E.ÖDEN

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Güzellik, İnsan ve Ego Üzerine

11/9/2009
Kategori: Denemeler

Güzellik, İnsan ve Ego Üzerine

Kim demişti ki onun güzel bir kız olmadığını; ne yani çirkin miydi şimdi? Bu nekadar manidarsız bir söyleyişti. Sanki güzel olmak veya olmamak bir kişinin onayına bakıyor; o kişi ne teşhis koyarsa güzel ve çirkin oluyordun. Aman, nekadar absurd bir mantıktı bu…

Kendisine kalsa tabi ki öyle yosma –fettan bir kız değildi. Ama keza çirkin de sayılmazdı. Kendi, kendisinin değerini bilse bu ona kâfiydi.

İnsan çok değerli bir varlıktı. Ne var ki bu evren, bu güzel tabiat, mevsimler, ağaçlar ve insan dostu hayvanlar, bir tek biz insanlar için vardı. Öyleyse her insan eşsiz değere sahip oluyordu. Bu evrendeki, doğadaki eşsiz muamma işleyiş bir tek insan içindi.

Bunun farkında, bilincinde olanların zaten güzelliğe veya çirkinliğe (çirkin olmaya) pek kafa yoracaklarını sanmıyorum. Ne olursan ol herkes eşsiz değere sahip. Güzel olmak insana artı bir değer sağlamıyor; ama belki egoları tatmin ediyor; bazı insanların egolarının havadan geçilmez hale gelmesinde katkıda bulunuyordu.

10:58/22 Ağustos 2009

E.ÖDEN

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Köşk...

27/7/2009

Talmud’un dediği gibi;

Kendim için değilsem, kim benim için olacak?

Yalnız kendim içinsem, ben neyim?

Şimdi değilse ne zaman?

 

***

Hiçliğin İçinde Bir Köşk ya da Köşkün İçindeki Bir Hiçlik

Sofadaki aynada bir güzel kendimi süzdükten sonra çok eskimiş ve sağlamlığından bahsedilmez haldeki merdivenlerle yukarı katta çıktım.Ve tam merdivenin karşısındaki odaya giriverdim…Ama bir dakika?... Sanki bu odayı taa eskiden beri biliyor ama uzun zamandır ilk kez görüyor gibi bir şaşırma ve ürperti dolmuştu içime. Köşkteki bütün eşyaların üzerlerini kalın bir tabaka toz tutmuş, duvarlara örümcekler ağlarıyla desenler çizmişlerdi adeta. Anlaşılan boş hatta uzun zamandan beri boş bir evdi. Peki, sahi ben ne arıyordum burada… Bu odada?

İçerisinde bulunduğum oda küçük genç bir kıza aitti. Ben odanın içindeki eşyaların ve görüntünün yalancısıydım… Sağ tarafta ortada beyaz renkte ve sivri desenleri olan aynalı bir makyaj masası bulunmakta onun sol tarafında ise tam pencerenin orda bir yatak, onun biraz daha ilerisinde de bir gardırop vardı… Küçük sevimli bir kız odasıydı.

Yatağın üzerinde üstünü toz kaplamış oyuncak bebek dikkatimi çektiği gibi hemen elime alıp yavaşça temizledim kirleri… Ama olamazdı işte bu! Bebek bana bu odadan daha da tanıdık gelmişti. Yıllar sonra bulunan bir dost misali… Bebeğin saçları nekadar saç demek doğru olur bilemiyorum ama bayadır hiç taranmamış adeta örümcek yuvasını andıran cinstendi. Üstünde çok eskimiş ve rengi sararmış bir elbise vardı. Kopan bacaklarını ise –annem -ya da onun bir şey geri takmıştı. Bu benim bebeğimdi… Evet, evet işte oydu ve eskiden olduğu gibi elime almış ona bakıyor ama ne ninni söyleye biliyor nede koşup onla oynaya biliyordum… Sadece sonu gelmeyen düşünceler karıncalaştırıyordu beynimi… Ve ardı kesilmeyen ah şu lanet soru işaretleri…

Bu benim, bizim köşkümüzdü… Oysa şimdi bizler yok, tek ben vardım… Peki, onlar nerde annem, babam, ailem? Bebeğimin bacağını takan o kişi…

Bebeğimi de alıp başladım köşkün içinde koşturmaya… Ve bağırdım durmaksızın “Nerdesiniz hadi, hadi çıkın ortaya çok uzadı bu oyun, saklambaç oynamak istemiyorum artık hadi hadi ben buradayım bakın!”Buna rağmen çıkmadılar işte, oysa ben küçük kızları bekledim… Saatlerce evin içindeydim…

Çok daha öncesin de unutmuşlardı oysa beni… Bir yalnızlığa terk edilişti benimki… Acaba ben de bırakacak mıydım böyle ardımda birisini veya birilerini… Gerçi ardımda bırakabileceğim bile kimsem yok ki…

Belki bir gün yalnızlığın kokusu terk eder miydi beni? Veya kalır mıydı ki sahi yalnızlık kokusu? ... Var mıydı? Bana geçen yıllardan sonra çıkıp nanik yapar mıydı acaba? Orada mıydı?

Şimdi anlamıştım işte, kimsenin beni yalnızlığa terk ettiği falan da yoktu. Hiç olmadıkları için çekip gidememişlerdi de… Onu ben yaptım ve yapayalnız kaldım tamda hayatımın orta yerinde…

ELİF ÖDEN

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

27/7/2009

Abuk sabuk bir yalnızlık işleyişi buda…

Acıya morfin misali…

Yaşanmışlığımızın anıları sinmişti ruhuma…

Silsin dirik bir dünya gibi…

Bitiş cümlelerindeydi o üç kelime…

Noktanın konulduğu yerde…

Aşk!

Oysa bitmezdi, bitemezdi, bitmemeliydi…

Üç nokta yakışmıştı sadece bize…

Artık bizde yoktu gerçi eskide kalmıştı o kelime…

Sen ve Bendik sadece…

O günler unutulmazdı…

Benden gidişinde unutulmaz…

O son kelimeler, sözcükler,

Ve cümleler…

Biz yoktuk artık…

Sadece hatıralarımız vardı;

Yaşanmışlığımız…

Geriye bakınca gülümseten tek şeydi onlar…

Hatıralar!

Gitmiştin sevgilim hatıraların kalmıştı…

 E.ÖDEN

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Zaman

25/7/2009

……………….

Zamanlar geçmek bilmiyordu adeta… Veya geçiyordu da biz fakında değildik bu acı gerçeğin. Ve geçen, yaşanan zamanların ardından bir duble keşkeler çıkı veriyordu ağızdan. Diğer fasıllarında pek bir farkı yoktu oysa bundan; keza dökülürdü cümleler hüzünbaz hallerle birlikte öpüşüp, sevişirken.

Ah küçük çocuk ne yapmıştı bu geçen zamanlar sana veya ruhsal bitmeyen sorunlar, yaşanan olaylar, hislerin ve sen… Ağlama küçüğüm haydi dik dur gine de, başın göğsün dik! Zaman bir gölgedir küçüğüm, hadi tutabilirsen dünü, dünleri ver bana… Tamam, çocuğum haydi bakma korku içinde bana, büzme dudağını ve gülümse şimdi her şeye rağmen bana ve sana yaptıklarıma…

Zaman bozuk para misali ya değerini bilemiyoruz ya da bir şekilde akıp gidiyor… Zaman ne beklemeye ne de bekletmeye geliyor… Elinde tuttuğun bir kelebektir açınca hemen uçuveriyor… Veya adeta bir denizdir dalgalanıp duruyor… Göklerdeki bin bir renkli bir uçurtmadır bir rüzgârla uçup gidiyor… Ya nasıl olduğunun ya da nasıl geçtiğinin farkına varmadan ardında sadece bürük bir tat bırakıyor.

e.öden

                                

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı